Bir hasta tutsak hapishanede nasıl yaşar? Bunu anlatmak istedim, bu nedenle aynı koğuşta kaldığım İrfan Yılmaz ile geçirdiğim nöbet günümü anlatacağım… Saat 7.00, İrfan Yılmaz'ın yanına gidiyorum. Öncelikle İrfan Yılmaz ve hastalığı hakkında bazı bilgiler vereyim.
İrfan Yılmaz 60 yaşında, milyonda bir görülen nörolojik bir hastalık olan Serebellar Ataksi hastası. Belden aşağısını hiçbir şekilde tutmadığı gibi ellerini de kullanamıyor. Aslında İrfan abi gençken hepimiz gibi yürüyor, koşuyor, spor yapıyormuş. Hatta çok iyi bir futbolcuymuş.
20'li yaşlarında futbol oynarken bazen dizlerinin bağı çözülüp yere kapaklanınca bir şeylerin ters gittiğini anlamış. Hatta karşı takımdakiler İrfan abi bilerek kendini yere atıyor zannedip serzenişte bulunuyorlarmış. Tabii bu hastalık milyonda bir görülen bir hastalık olduğu için doktorlar o dönem teşhis edememişler. ∗∗∗ İrfan abi 25 yaşına geldiğinde ise birden bire yürüyemez hale gelen kardeşini doktora götürmüş.
Hastanede asansör bozuk olunca almış kardeşini kucağına, doktorun bulunduğu kata (4. kat) çıkmaya başlamış. 4. kata geldiğinde, yorgunluğun da etkisiyle sallanmaya, yavaş yavaş dengesizleşmeye başlamış. Bunu gören doktor, "Önce seni muayene edelim" demiş ve hem İrfan abinin hem de kardeşinin Serebellar Ataksi hastası olduğu ortaya çıkmış.
Doktor, bu hastalığın milyonda bir görülen bir hastalık olduğunu, dünyada çok az insanın bu hastalığı taşıdığını ve bu nedenle ilaç şirketlerinin para kazanamayacakları için araştırma yapmadığını anlatmış. Son olarak kalan yaşamlarında kendilerini mutlu edecekleri şeyi yapmalarını önermiş.
İrfan abinin kardeşi, hayvanları çok severmiş, bu nedenle hayvanlarının yanına köyüne dönmüş ve vefat edene kadar köyünde, çok sevdiği hayvanlarına bakmış. İrfan abi ise bu hayatta yapmaktan en çok mutlu olduğu şeyi, devrimciliği seçmiş. Yıllar içerisinde hızlı hareket ettiği zamanlarda tökezlemeleri artmış; önce yalpalamalar yere kapaklanmaya dönüşmüş, ardından baston kullanmaya başlamış.
Ve 40 yaşına geldiğinde -teşhisten 15 yıl sonra- tekerlekli sandalye ile devam etmiş yaşamına. İrfan abiye Alınteri, hedef gösterdiği iddian edilen bir yazıyı yayımladığı gerekçesiyle 2 yıl 1 ay hapis cezası verilmişti. Geçtiğimiz ay, idari gözlem kurulu "taraflı koğuş"ta kaldığı gerekçesiyle tahliyesini reddetti.
İrfan abi hakkında kısaca verdiğim bu bilgilerden sonra döneyim nöbet günümüze… ∗∗∗ İrfan abinin yanına geldikten sonra altının temiz olup olmadığını kontrol ediyorum, altı temiz. Kıyafetlerini değiştirmeye başlıyorum. Bunların hepsi belli bir güç gerektiriyor.
İrfan abi, koğuş arkadaşlarının yatağa kurduğu düzeneklere (düzenek deyince aklınıza bir şey gelmesin, eski çarşaflardan kesilip yatağın üst kısmına bağlanan iplerden bahsediyorum) tutunarak bize binen yükü hafifletmeye çalışıyor. Kıyafetleri giydirdikten sonra sıra İrfan abiyi yataktan tekerlekli sandalyeye taşımaya geliyor.
Bu aşama, ciddi dikkat ve güç gerektiriyor. Çünkü onu taşıyamamanız, hata yapmanız halinde İrfan abi yere düşebilir. Dikkatli olmalıyız. İrfan abinin ayakkabısını giydirdikten sonra ayaklarını tekerlekli sandalyenin sağ tarafına yaslıyoruz. Bu sırada belinden tutup kaldırıyoruz, İrfan abi de yatağın üst yan tarafındaki ipe tutunarak bizim yükümüzü hafifletiyor ve işlem tamam!
Sabah içmesi gereken ilaçları içirdikten sonra tekerlekli sandalyeyle birlikte lavaboya geçiyoruz. Burada İrfan abi elini ve yüzünü yıkıyor. Ellerinin tamamen işlevsiz hale gelmemesi için elini ve yüzünü kendisinin yıkamasını bekliyoruz. Ellerini çok iyi kullanamadığından bu biraz zaman alıyor.
İşimiz bittikten sonra sıra kahvaltıda. Tüm koğuş -12 kişi- hep birlikte kahvaltıya oturuyoruz. İrfan abinin tabağının altına yemek yerken dökmemesi için büyük bir salata tabağı koyuyoruz. Yiyeceği her şeyi hazırladıktan sonra tabağa bırakıyoruz. İrfan abiyi yemek yerken öksürük tutabiliyor.
Öksürük nöbetlerinde tüm vücudu sarsılıyor. Böyle durumlarda tabağı hızla önünden alıyoruz ki yiyecekler yere saçılmasın. Kahvaltı sorunsuz şekilde bittikten sonra İrfan abinin dişlerini fırçalaması için lavaboya geçiyoruz. Burada da aynı şekilde diş fırçasını İrfan abiye bırakıyoruz.
Ellerinin tamamen işlevsizleşmemesi için bu pratikler önemli! ∗∗∗ Lavaboda işimiz bittikten sonra koğuşta temizlik yapılacağından havalandırmaya çıkıyoruz. İrfan abi kitabını okumaya başlıyor. Gün içinde İrfan abinin vücudunda kasılmalar olduğundan tekerlekli sandalyeden aşağı doğru kaymaya başlıyor.
Böyle bir durumda tekerlekli sandalyenin arkasına geçip İrfan abiyi yukarı doğru çekerek oturur pozisyona getiriyoruz. Bu durum, günde en az 15-20 kez tekrar ediyor. Yukarı çekme işleminin de bir güç gerektirdiğini söylemeliyim. Öğle yemeği geldiğinde aynı şekilde yemeğini hazırlıyoruz.
Yemek bittikten sonra sakallarını kesiyoruz. Çünkü bugün açık görüş günü! İrfan abinin kardeşi, 45 dakikalık açık görüş için Kars'tan kalkıp gelecek. Dile kolay, 20 saatlik yol! İstanbul'a geldiğinde de Esenler'e geldiğinden, Esenler'den Silivri'ye kadar da ciddi bir mesafe yol katedecek.
Uzun lafın kısası, 45 dakika için gidiş ve dönüşü hesap edersek toplam 48 saati yolda geçmiş olacak… ∗∗∗ Saat geliyor, geçiyoruz açık görüşe. 45 dakika su gibi akıp geçiyor. Koğuşumuza dönüyoruz. Fakat koğuşumuza girmeden İrfan abiye kasılma nöbeti geliyor. Hemen koğuşa girip yatağa yatırıyoruz.
Ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. İrfan abi çok acı çekiyor. Bu nedenle kendini ifade edemiyor. Bu hastalık konuşmasını da etkilediğinden normal zamanlarda da zor konuşabiliyor. Bize bacakları ile ilgili bir şeyler söylemeye çalışıyor. Tahmin yürüterek kasıldığını düşünüp masaj yapmaya başlıyoruz.
Ancak İrfan abi acı çekmeye devam ediyor. Sonrasında üstünü çıkarıp sondasını kontrol ettiğimizde sondanın katlandığını görüyoruz. Bu nedenle İrfan abi ihtiyacını göremiyormuş. Hemen sondayı düzeltiyoruz ve İrfan abi rahatlıyor. Tabii daha sonra İrfan abinin açık görüş boyunca kasıldığını ve bu nedenle kardeşiyle doğru düzgün sohbet edemediğini öğreniyoruz.
Sorunun neyden . Fotoğrafçı gelmesine rağmen fotoğraf da çektirememişler. Oysa kardeşi ta Kars'tan, 24 saatlik yoldan gelmişti. Çok öfkeleniyoruz bu yaşadıklarına. ∗∗∗ Bir hasta tutsağın bir günde yaşadıklarıdır yazdıklarım. Ne kadar emek verirsek verelim İrfan Yılmaz'ın yeri hapishane değil.
Burada kaldığı her gün hastalığının biraz daha ilerlemesi anlamına geliyor. Bazen sosyal medyada veya bir gazetede gördüğünüz, belki biraz da kanıksanmış olan hasta tutsaklar gerçeğini tam olarak bu kaldığım yerden devam edeyim. İrfan abiyi yatağa yatırdıktan sonra uykuya daldı.
Kasılmaların, stresin getirdiği bir yorgunluk olduğu için akşam yemeğine kadar uyudu. Aynı şekilde kaldırdıktan ve akşam yemeğini yedirdikten sonra ilaçlarını içiriyoruz. Yatağa taşımaya hazırlıyoruz. Bu sırada İrfan abinin düşmemesi için tekerlekli sandalyeye ip bağlayarak yaptığımız "emniyet kemeri"ni çözdükten sonra İrfan abiyi yatağa taşıyoruz.
İrfan abi de yukarıda anlattığım düzeneğe tutunarak bize destek oluyor. Onu yatağa yatırdıktan sonra ise altını değiştirme işlemine geçiyoruz. Altını değiştiriyoruz, temizliyoruz. Daha sonra kıyafetlerini giydiriyoruz. Gece gelen kasılma nöbetleri sırasında yataktan düşmemesi için 2 ayağını da ranzanın 2 demirine bağlıyoruz.
Ayaklarını çok fazla sıkmayacak şekilde ayarlıyoruz ki rahatsız etmesin. Fakat önceliğimiz güvenlik. ∗∗∗ İrfan abinin yere düşmesi ve kırık, çatlak oluşabilecek bir kazanın gerçekleşmesi, olabilecek en kötü şeylerden biri… İrfan abinin ayaklarını bağladıktan sonra nöbet günüm sona ermiş oluyor.
Bu anlattıklarım, İrfan Yılmaz'ın bir günüdür. Banyo yapması gerektiğinde, hasta olduğunda, sondası çıktığında vs. her durum ayrı bir mesele haline gelebiliyor. Bu yazdıklarımın hasta tutsaklar ve İrfan Yılmaz gerçeğini daha anlaşılabilir kılacağını umuyorum. Motosiklet Günlükleri isimli filmde Che Guevara, hatırladığım kadarıyla 2 yoksul yerliyle sohbet ederken onların komünist oldukları için sürgün edildiklerini, sefalet içerisinde yaşadıklarını ve bulabilirlerse günlük işlerde çalışarak yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarını öğreniyordu.
Bunun üzerine acil durumlar için sakladıkları parayı bu iki yoksul yerliye veriyordu. Sahnenin . Bu yazı; insanlığa daha yakın hissettiğimiz bir gecede, insanlığa daha yakın hissetmeniz için yazıldı. Çünkü dört duvar arasına kapatılan hasta tutsakların daha çok görülmeye, duyulmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı var.
Ve bunların hepsinden öte hepsinden önemlisi mücadeleye ihtiyacı var. Mücadeleye küçük de olsa bir katkısı olması umuduyla… Hasta tutsaklar serbest bırakılsın. İrfan Yılmaz serbest bırakılsın.